Akvaryum Balığı Değiliz Ki Biz…
SERAP DÜZGÖREN ARI
Antalya
Sektörün sistemsel olarak manipüle edildiğini zannediyorum. Sanki biz acenteleri büyükçe bir akvaryuma koymuşlar. İçinde sadece trafik ve kasko var. “Bununla beslenin” demişler. Camın ardından sonsuz okyanusu göre göre fakat kendi gerçekliğimizin farkına varamadan salınıp duruyoruz. Sonra içeriye birkaç pirana falan atılmış. Kim onlar; bankalar, PTT, oto bayileri, organizasyoncular vs. Akvaryumun büyüklüğü belli, içeride gittikçe şişen büyüyen balıklar var. Aç kalanlar var. Birbirlerini yemeye başlayanlar var. Büyük balık küçük balığı yedi, ısırdı, kanattı… Bu akvaryumun içinde ne düzenleme yaparsan yap, hepsi birbirini yiyene kadar içeride savaş devam edecek. Acente artık kendine şu soruyu sormalı: “Yahu ben akvaryum balığı mıyım?” Değilsin, hiç olmadın aslında. Sen açık denizlerin, tuzlu derin suların balığısın. Yüzme biliyorsun yani, yüzgeçlerin bile evrimleşti neredeyse önüne hazır gelen trafik ve kaskoyu yapmaktan... Halbuki sen risk analistisin. Sen uzun vadeli projeksiyon sunabilen, yönlendiren, talep yaratan ve satan bir satışçısın.
Koltuklarımızda poliçe keser olduk...
Kayıp Balık Nemo’ya dönüşmeden önce sen yangın risk analizine giden, müşterine, başlarına gelebilecek risklerle ilgili önlem aldıran, donanımlı bir poliçe için mutlaka hangi teminatı koyman gerektiğini bilen bir sigortacıydın. Bir zamanlar sen, her branşı satabilen, anlatabilen, şirketini ve müşterini yönlendirebilen birikimde bir acenteydin. Acente demek buydu zaten. Öğrenen, öğreten, sürdüren, yönlendiren demekti.
Sonra…
Sistem, bilen değil yönetilebilen acenteler istedi. Eğitimler kesildi, tekdüzeleşti. Zorunlu poliçeler, hallice komisyonlar, üretimden çok tüketimin teşvik edildiği ülke politikaları, araç sayısındaki inanılmaz artış… Bütün bu süreç hazır bir pazarı koydu önümüze. Çaba harcamadan, koltuklarımızda poliçe keser olduk. İş o kadar cazip görünüyordu ki sistemini kuran ek iş olarak sigortacılık yapmaya başladı.
Masal bu ya gel zaman git zaman işin rengi değişti. Köreltilmiş bir acente mantalitesi oluştu. Sigortacılık artık bir meslek değil, ticari iş olarak işlem gördü. Hızla değer kaybetti.
Şimdi durum şu:
Akvaryum içinde herkese yaşam alanı kalmadı. Olabilecek senaryolar:
Büyük balık, küçük balığı yer; ama bir gün yiyecek kimse kalmaz sistem kendi kendini yok eder. Küçük balıklar hep birlikte büyük balıkları ısırmaya başlarlar ki bunun için varlıklarını hatırlamaları ve birlik olmaları gerekir.
Zordur, imkânsız değildir. Pek de eğlencelidir aslında. Ancak nihayetinde yapabilecekleri, akvaryumun büyüklüğü ile sınırlıdır.
Üçüncü yol ise akvaryumun dışındaki sulara atlayıp, meslek bilincini geri getirip, çok ürünlü yelpazeye geçmek ve üretmektir. Buna büyük sıçrama mı demeli, tarihi yeniden yazmak mı bilmiyorum ama ya da biliyorum evet öyle diyelim!
Büyük sıçrama için birlik olma zamanı diyelim!
Hep diyorum ya, ah bizi yerler yerler… Yenmeden birleşelim. Eğitimle kaza dışı branşlarda bilgimizi artırmak, satış teknikleriyle desteklenmek, hukuksal danışmanlık ile haklarımızın farkında olmak, günün şartlarına ve teknolojik gelişmelere karşı donanımlı ve de korunaklı yeni acentelik modellerini öğrenmek ve uygulamak, karar verici organlara, tabandan güçlü ve birlik içinde tepki verip, yaptırımlarda bulunmak…
Bütün bu süre boyunca yanı başımızda güçlü bir birlik hissetmek, danışmanlık almak.
Bunun için en alt örgütsel modelin dernekçilik olduğuna inanıyorum. “Aman sen de” deme de, az dinle. Bu güne kadar dernekler de akvaryum derneğiydi, acenteleri de. O zaman yeni anlayışta bunu da kurgulamak gerekiyor demek ki. Dernek bizi akvaryumdan açık denize taşıyacak sandal olsun, sandaldan gemiye oradan da okyanusa geçelim…
E hadi!
Sandalları onarma zamanı o zaman!





